tarihe geçen hazır cevaplar

dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır.
ikisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir.
mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
- "ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.
diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- "ben çekilirim."
(bkz:diyojen)
bernard shaw ile churchill ın gecinemediği zaten bilinen bir gerçek. bir zaman bernard shaw, bir oyununun ilk gecesine, churchill' i davet etmiş ve davetiyeye de not iliştirmiş;
- size iki kişilik davetiye gönderiyorum. bir dostunuzu alıp
gelebilirsiniz. tabii dostunuz varsa. churchill, durur mu yapıştırmış cevabı
- maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu
seyretmeye gelemeyeceğim. ikinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa
maliye bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir.

neyzen tevfik bir toplulukda sohbet ederken kendisine sorarlar.

-neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?

neyzen: “maliye vekili değilim ki, çalarken zevk alayım.
ingiliz kralı vııı. edward istanbul'a atatük'ü ziyarete geldiği zaman, atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. ziyafetten önce,
-"bana ingiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini, yahut bir aşçı bulunuz !...dedi.

ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o
şekilde düzene koydular... akşam kral sofraya oturunca kendisini kral
sarayında zannederek memnun oldu. atatürk'e dönerek:

- sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. kendimi ingiltere'de zannettim diyerek memnuniyetini bildirdi. sofraya hep türk garsonlar hizmet etmekte idi. bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. yemekler de halılara dağıldı.

misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. fakat atatürk kral'a :
- bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim! dedi. bütün sofradakiler atatürk'ün bu sözlerine hayran oldular. atatürk garsona da vazifene devam et emrini verdi
(bkz:mustafa kemal atatürk)
bazen cevaba veya söze gerek kalmaz dediğim başlık.

kurtuluş sonrası ingiliz donanması'nın izmir limanı'nda kalmaya devam etmesi gazi mustafa kemal paşa'yı çok tedirgin etmektedir. ingiliz donanma komutanı ziyaretine gelir. gazi misafirperverlik gösterir. amiral, kendi vatandaşları ile azınlıkların durumlarını sorar. gazi; suç işlemeyenlerin izmir'de kendisi kadar güvende olacaklarını, suç işleyenlerin adaletin huzuruna çıkacaklarını söyleyince sohbet gergin bir havaya girer. donanma komutanı der ki:

+ fakat paşa hazretleri, fevkalade günler geçirdik. yunan ordusu'ndan cesaret alan bazı rum ve ermeniler şımarıklık yapmış olabilir. bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır. hoş görülmesi gerekir. eğer bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!

son cümleye kadar gülümsemekte olan mustafa kemal paşa, amiral tehdide kalkışınca sözünü bıçak gibi kesmiş:

- şu "efendi devlet" rolünü bir kenara koyunuz amiral! milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz! ingiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem!

+ ingiltere hükümeti'nin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukukunun teminatı altındadır. avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız rum ve ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz...

- arkaladığınız yunan ordusu'nun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı boşaltacak güçtedir de... donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!

+ ingiltere'ye savaş mı açıyorsunuz?
- savaş açmak mı? siz yoksa sevr antlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? biz onu çoktan yırttık... karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! bizim gözümüzde "barış antlaşması yapmamış" iki devletiz. savaş hukuku yürürlüktedir. gemilerinizi derhal kara sularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!

görüşmeden sonra ingiliz hükümeti türk hükümeti'ne ultimatom verir. komutana söylenenlerin yazı ile teyidi istenir... istenen yapılır. olay şehirde de duyulur ve falih rıfkı atay'ın anılarına göre "başımızı yeniden savaş belasına sokacağız" tedirginliği başlar. fakat birkaç saat sonra ingiliz ve fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirip sessizce çekip giderler.

salih bozok o anı şöyle anlatıyor:

verilen zaman bittiğinde, büyük ingiliz donanmasının uzaklaşmasını seyrettik.

"o" ise, bakmıyordu bile...
Gizlilik Politikası Kullanıcı Sözleşmesi ve Kullanım KoşullarıKütahya Halı Yıkama