neşet ertaş

o var ya o, sanatçı kelimesinin anlamıdır. eğer sanat kelimesi bir insanda vücut bulacak olsaydı , bu kişi neşet babadan başka kimse olamazdı. isterdim bir kere dünya gözüyle görebilmeyi, olmadı. ama bozlakların seni içimizde yaşatıyor ustam.
bu aralar sosyal medyanın kendisinden geçilmediği merhum. facebook boydan boya kendisine ait olduğu ileri sürülen vecizelerle bezeli. herkesin dilinde.. bilip bilmeyen, duyup duymayan, dinleyip dinlemeyen... bizzat şahit olduğum bir diyalog: "allah rahmet eylesin. çok çok değerli bir sanatçıydı. mahsuni şerif'ti adı dimi?"

abartmayalım lütfen neşet ertaş'ı. kendisi bir düşünür değildi, bir filozof hiç değildi. abartmanın manası yok. neşet ertaş abartılmayınca güzeldir.
neşet ertaş diye yazılır
neşe, dert, aşk diye okunur.
yakın dönemin hem türk halk muziğinin hemde türk halk edebiyatının gördüğü en iyi sanatçılardandır*. tasavvufi felsefelerden biri olan abdallık kültüründe önde gelen isimlerden olan yaptığı eşsiz müzik ile bu kültüre büyük katkılarda bulunan, hemen hemen ülkenin her şehrinde verdiği onlarca konser ile halkında sevgisini kazanıp saygı gören biridir. muharrem ertaşın oğlu olmasıda tabiki bir şeyler katmış bağlamadaki ustalığı ve sevgisi burdan gelen aynı zamanda keman tambur gibi bir çok ensturmanı kullanıp türk halk müziğinde tanım aşırı olmazsa çığır açmıştır. peki neşet ertaşı neşet ertaş yapan aslında ne ? bu adam neden bu kadar içimize işliyor neden herhangi bir şarkısını dinlerken dalıp kalıyoruz?

bu soruların cevaplarını alabilmek için ilk önce neşet ertaşın yaşamını anlamak gerekiyor yaşadıklarını atlattıklarını bilmek gerekiyor. daha 12 yaşındayken annesini kaybeden gelişme cağında köy köy babasıyla gezen annesizliğin verdiği yükle büyürken bir yerden'de babasının katkılarıyla bağlamayla tanışıyor yavaş yavaş gelişirken yokluğun etkisiyle cevre köylerdeki düğünlerde calıyor sanatlarını icra ediyor ikili. tamda bu zamanların sonunda 1957 de genç neşet ertaş büyük bir risk ile istanbula gitme ve sanatının peşinden koşma kararı alıyor ve bunu yapıyorda babasıyla birlikte edindiği sanatsal deneyim ile bir plak şirketi tarafından farkediliyor ilk plağı cıkıyor “neden garip garip ötersin bülbül” türküsüyle. türkünün sözleri babasından geliyor ve türkünün ve genç neşet ertaşın başarısıyla olay oluyor ülkede plak büyük ilgi topluyor plaklar bitiyor kasetler başlıyor tüm türkiye artık neşet ertaşı dinler hale geliyor. tüm bu başarıdan sonra hepimizin bildiği 1960 bandrollü '' gitme leylam'' isimli albüm geliyor ve başarının ardı arkası kesilmiyor. 1962'de askerlik döneminden sonra ise olaylar olaylar. askerden geldikten sonra bir gazinoda calışmaya başlıyor genç neşet ertaş ve orda leylasını bulunuyor o anda vuruluyor hızlı ve ani bir şekilde evlilik kararı cıkıyor. hem acele hemde şartlar yüzünden evlilik kararı babasıyla arasında büyük sorunlara yol açıyor tabiki. başlayan hayal kırıklığı yerini büyük bir öfkeye bırakıyor tabiki ne yazık ki bunun sonucunda neşet ertaş ve muharrem ertaş uzun yıllar birbirlerine küs kalıyorlar görüşmüyorlar. neşet ve leyla ertaş evliğinden 3 cocukları oluyor mutlu bir aile haline geliyorlar. fakat uzun sürmüyor tabiki 7 yıl evli kaldıktan sonra 70'lerde boşanıyorlar. işin tuhaf yönü ise neşet ve leyla 1962 den sonra tanışıyorlar fakat ''gitme leylam'' albümü 1960 da cıkıyor tam olarak neşet ertaş tarafından hiç bir zaman onaylanmadığından eşi leyla ile askerden önce mi yoksa gazinoda calışırken mi tanıştıkları bilinmiyor yine spekülasyon olacak belki ama boşanma sebepleride ''gitme leylam'' albümündeki şarkıların yazıldığı leyla figürü yüzünden olduğu söyleniyor ve tabiki neşet ertaş tarafından onaylanmıyor buda. buraya kadarki kısımla bile şarkılardaki hüzünü neşet ertaşın yaşadıkları üzerinden değerlendirebiliriz ama zaten başlık uzadı bundan sonrasını okuyacaklar için devam edeceğim;

boşanmalar yaşanan hüzün annesini kaybetmesi belkide tüm bu sebepler yüzünden hatta en büyük sebebi leyla hanımla ayrılmasıdır. yoğun sigara ve alkol tüketimi yüzünden neşet ertaş parmaklarını kullanamaz hale geliyor. kısmı felç yüzünden sanatını içra edemez hale gelen neşet ertaş hastalığına çözüm bulmak adına her şeyi deniyor fakat çare bulamıyor kardeşinin daveti üzerine almanya'ya gitmeye karar veren neşet ertaş aradığı şifayı almanya'da buluyor ve hastalığı oldukça geriliyor. bu sayede ise çocuklarının eğitimi almanyada devam etmiş oluyor. hastalığının kısmen düzelmesiyle sanatına tekrar sarılan neşet ertaş, 1979 da ikinci albümünün üzerinden neredeyse 20 yıl geçtikten sonra ''türküler yolcu’yu'' yayınlıyor hastalık illetinden tamamen kurtulunca peşi sıra albümler birbirini takip ediyor. bahsetmeden geçemeyeceğim 1989 da çıkardığı hapishanelere güneş doğmuyor albümü ile sanat camiasında olay oluyor. uzun süren almanya macerasından sonra 2000 yılında istanbulda büyük bir konserle ülkeye dönüyor ve bu konser neşet ertaşın en özel konserlerinden biri haline geliyor.

herkesin bildiği '' devlet sanatçılığı'' ünvanını reddetmesi; demirel döneminde teklif ediyor bu statü fakat neşet ertaş bu statünün kendisine yakışmayacağı zaten kendisinin bir halk ozanı olduğu devlet sanatçısı olduğu bunun ayrıca bir statüyle betimlenmesine gerek olmadığını bunun ayrıcalık olacağını savunarak reddediyor tabiki ülkede sivri zeka bol olduğundan o dönemler politik gayeler yüzünden reddedildiği yada sosyokültürel sebeplerden uygun bulmadığı yada ideolojik görüşüne aykırı düştüğü icin almadığı yazılıyor ciziliyor fakat aslında tek gayesi bir halk ozanı olarak görmesi kendisini. fakat kendisinin sınıfsal bir seçiciliği yada duruşu yok muydu vardı tabiki bir söyleşide konser vermekten hoşlanmadığını konserlere dinleyici kitlesinin düşük gelir kesiminden olduğu için gelip onu dinleyemeyeceklerini düşündüğünü bu yüzden radyo yada televizyon programlarında sanatını icra ettiğinde her kesime ulaşabildiği için daha mutlu olduğunu söylemiştir. kendisi sık sık medya'da polemiklerede cekilmiştir fakat halk adamı olmanın galiba doğasında mütavazilik var. nil karaibrahimgil'in neşet ertaşı bilmiyorum duymadım demesiyle gündem yaratılmaya calışılsada neşet ertaş tam kendisinden bekleneni yaparak aynı gerizekalı tv kanalına '' nil genç bir kızımız, beni dinlememiş olması normal karşılanmalı'' diyerek koca magazin sektörüne sövmüştür adeta ( sonrasında nil alığı özür falan diledi tabi de neys ). fakat türk sanat camiası sadece neşet ertaş tarafından şoka uğratılmadı tabiki kendisi almanyada tedavi görürken tonlarca eseri kullanıldı umarsızca. neşet ertaş için bir hayal kırıklığıydı bu bırakın tehlif istemeyi kendisinin tek beklentisi bir rica idi.

25 eylül 2012;
bu tarihten biraz öncesinde kendisine prostat kanseri teşhisi kondu. kanser türleri arasında agresif yayılıma sahip olan bu kanser ile durumu hızlı şekilde kötüleşti. acı haber 25 eylül 2012 tarihinde geldi bu güzel insan izmirde bir hastane odasında gözlerini yaşama yummuştu. sevenleri ailesi bilen bilmeyen herkes sadece 1 şarkısını dinlemiş insanlar yasa boğuldu. kendisinin son isteği üzerine kırşehir bağbaşında muharrem ertaşın hemen yanına defnedildi zincirli kuyu yerine. ikili son defa yanyana gelmişlerdi. peki bu güzel halk insanı ülkenin gördüğü nadir sanatçılardan olan bu adam öldüğünde ne oldu? hiç bir şey 3 kanal 3 farklı belgeselini yaptı biz dertlenirken onun sesiyle melankolik bağlama tınısıyla dalarken boş duvarlara bir kaç universiteninde konservatuvarlarında bağlama teknikleri olarak neşet ertaş'ın teknikleri öğretilmeye başlandı.

koskoca neşet ertaşı bir şarkıyla özetlemem saygısızlık olur ama illa bir şarkı beklentisi varsa buyrun;

kendi ağzından ustanın hayat hikayesi:

bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
kırtıllar köyünde geldin dediler
babama muharrem, anama döne
dediysen atayı bildin dediler

dizinde sızıydı anamın derdi
tokacı saz yaptı elime verdi
yeni bitirmiştim üç ile dördü
baban gibi sazcı oldun dediler

o zaman babamdan öğrendim sazı
engin gönül ile hakk’a niyazı
o yaşımda yaktı bir ahu gözü
mecnun gibi çölde kaldın dediler

zalım kader devranını dönderdi
tuttu bizi ibikli’ye gönderdi
babam saz çalarken bana zil verdi
oynadım meydanda köçek dediler

anam döne ibikli’de ölünce
tam beş tane öksüz yetim kalınca
beşimiz de perişan olunca
babamgile burdan göçek dediler

yürüdü göçümüz tefleğe doğru
bu hali görenin yanıyor bağrı
üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
bunlara bir ana bulun dediler

yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık
bize ana yok mu diyerek sorduk
adı arzu dediler bir ana bulduk
işte bu anadır buldun dediler

en küçük kardaşı kayıp eyledik
onun için gizli gizli ağladık
üstelik babamı asker eyledik
yine öksüz yetim kaldın dediler

zalım kader tebdilimi şaşırttı
heybe verdi dalımıza devşirtti
yardım etti yerköy’üne göçürttü
biraz da burada kalın dediler

yerköy’den kırıkkale’ye geldik
babam saz çalarken biz çümbüş aldık
kırşehir’e varınca kemanı çaldık
aferin arkadaş çaldın dediler

yarin aşkı ile arttı hep derdim
babamı bir yere dünür gönderdim
başlık çok istemişler haberin aldım
istemiyor yarin seni dediler

kırşehir’de yedi sene kalınca
düğün düzgün hepsi bize gelince
burada herkese yer daralınca
ankara’ya gider yolun dediler

ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum
epeyce eğleştim, evinde kaldım
yüz lirayı verip bir yatak aldım
etti isen böyle buldun dediler

bir ev kiraladım münasip yerde
kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de
bu aşk hançerini vurdu derinde
çaresini bulmazsan öldün dediler

yarin aşkı ile döndüm şaşkına
arada içerdim yarin aşkına
canan acımaz mı garip dostuna
bunu da içeriye alın dediler

ilk adını dedemden öğrendiğim mütevazıliği ile tanıdığım büyük usta.
seher vakti çaldım yarin kapısınıı aman amaan amaaaaan
bu yalan dünyadan göçeli 5 yıl olmuş üstad.
" aşk biterse yorulur insan , ben ne zaman ölürsem neşet yoruldu desinler. "
uzun uzun kopyala yapıştır yapmadan(!) da anlatılabilir neşet ertaş. bir konserinde,sıcaktan bunaldığında,ceketini çıkarmak için dinleyicilerinden müsaade isteyen insandır..ışıklar içinde uyusun
o sadece türkü yazan söyleyen biri değil bu yazıp söylediklerini yaşayan biriydi.
onu anlamak için ölmesini beklediler ama o dünyayı anlamak için yaşadı.
eğer öbür diye bir şey varsa en harika yerde olması isteği ve umuduyla...
Gizlilik Politikası Kullanıcı Sözleşmesi ve Kullanım Koşulları