geceye bir şiir bırak

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

(bkz:attila ilhan)
sen göz kamaştıran bir parlaklık veriyorsun geceye;
cennetin kanatlı ulağısın başımın üstünde,
tıpkı ölümlülerin hayretle açılan gözlerine göründüğün gibi.
tembel bulutlara binip uçarken o havanın kucağında,
onu seyreden insanlar gibi hayranlıkla,
öylece bakıyorum ben sana.
şehrime gel sevgili.
yarın çık gel.
bırak her şeyi, bir bekleyenim var de gel.
gel ki bu şehir adımlarınla anlamlansın.
gel ki bu şehir nefretim olmaktan çıksın.
gel ki nefes alayım.
gel.
bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;
çalıda sarı bir çiğdemim ben
ve senin çok eski cümlen.

sen otursan, gitmemiş ki! olsan
ben sana bir eski endülüs avlusu
istersen serin bir portofino getirsem
ya da yedigöllerin yedisini birden.

bir çiçek açtığında
bir eski avluda
diyor ki;

her şey çok eksik ve neredeyse yok gibiyken
buldum buluşturdum kendime geldim
tek eksik sensin! incecik, çilli bir dille
sen de gelsen.

ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
begonviller ve bir mavi kapı
ve illa amansız bir avlu getirsem.

dünya soğur, akşam serinlerken,
benim sensiz sevinecek bir şeyim yok.
kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
ve işte en geniş cümlem:

içimi açtım sana.
içini açmak için.

(bkz:birhan keskin)
...
yalanlar istiyorsan yalanlar söyliyeyim
incinirsin
sana gitme demiyeceğim
ama
gitme lavinya...
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin
sokağa fırlayacaksın
sokaklar da dar gelecek
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldigi gibi
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan
"önemli olan saglik."
"yaşamak güzel."
"boş ver, her şey unutulur."
sen hiçbirini duymayacaksin
göz yaşlarindan etrafı göremez hale geleceksin
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin
hep ondan bahsetmek isteyeceksin
"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksin.
yalnız kalmak isteyeceksin
hem de kalabaliklarin arasında kaybolmak...
ıkisi de yetmeyecek
geçmişi düşüneceksin
neredeyse dakika dakika
ama kötüleri atlayarak
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin
gittigin yerlere gitmek
bu sana hiç iyi gelmeyecek
ama bile bile yapacaksin
biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin
hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin
herkesi ona benzetip
kimseyi onun yerine koyamayacaksin
hiçbir şey oyalamayacak seni
ılaçlara sığınacaksın
birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan
sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren
bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek.
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin
uyumak zor, uyanmak kolay olacak
sabahi iple çekeceksin
bazen de "hiç günes doğmasa" diyeceksin
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
nafile...
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek
rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin
her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin
telefonun çalmasini bekleyeceksin
aramayacagini bile bile
her çaldiginda yüregin ağzına gelecek
ağlamakli konuşacaksın arayanlarla
yüreğin burkulacak
canın yanacak
bir daha sevmemeye yemin edeceksin
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın
defalarca aradığı günlerin kiymetini bilmedigin için kendinden nefret
edeceksin
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin
onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerleşmek
ama bir umut
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu
bu umut seni gitmekten alıkoyacak
gel gitler içinde yasayacaksın
buna yaşamak denirse
razı mısın bütün bunlara
hazir mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye
o halde aşık olabilirsin
ne hasta bekler sabahı,
ne taze ölüyü mezar.
ne de şeytan, bir günahı,
seni beklediğim kadar.

geçti istemem gelmeni,
yokluğunda buldum seni;
bırak vehmimde gölgeni,
gelme, artık neye yarar?
sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyeceğim
sen de bilme, lavinia.
hasretsin be sümeyyam hasret ...
bir gün yine kesişecek yolumuz elbet.
bir bahar günün de.
yanında eşin ve çocuğun.
sende mevsim ilkbahar.
çiçekler açmış elbisen de.
bense yine tek ,
üzerimde koyu bir renk.
mevsim sonbahar.
ve ben yine sana hasret ...
neden halâ gelmedi, yoksa
saati mi şaşırdı bu hıyar?
gerçi hiç saati olmadı ama
en azından birine sorar.

cebimde bir lira desen yok,
madara olduk meyhaneye!
ah eşşek kafam benim,
nasıl da güvendim bu hergeleye!

gelse, balığa çıkacaktık,
ne çekersek kızartıp birayla yutacaktık.
kafamız tam olunca, şarkılar döktürüp
enteresan hayâllere dalacaktık.

bu sandalı geçen hafta denk getirip
çalıntıdan düşürdük.
arkadaşlar ısrar etti,
biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

saat sekizde gelecekti,
bana birkaç milyon borç verecekti.
yoksa o nemrut karısı kaçtı da
onun peşinden mi gitti?

eğer öyleyse yandık,
gudubet gene yaptı yapacağını!
geçen sene de merdivenden itip
kırmıştı rıza'nın bacağını.

abi, kadında boy şu kadar;
kalça fırıldak, göz patlak, kafa çatlak!
korkuyorum, bir gün ya kendini asacak,
ya horlarken rıza'yı boğacak!

bak, şimdi acıdım, aşkolsun adama,
ben olsam, vallahi baş edemem! ..
hele beş tane velet var ki boy-boy,
allah'tan düşmanıma dilemem!

aslında iyi çocuktur rıza, efendi huyludur,
herkesin suyuna gider.
yoksa, kalıba vursan hani,
tek başına on tane adam eder!

bir keresinde, hiç unutmam
üç-beş zibidi haraca dadandı;
rıza, sandalyeyi kaptığı gibi
herifleri hastaneye kadar kovaladı!

aynı mahallede büyüdük, aynı kızları sevdik,
aynı kafadaydık.
orta ikiden bıraktık, matematik ağır geliyordu,
biz, başka havadaydık.

aynı gömleği giyer, aynı sigaraya takılır,
aynı takımı tutardık.
fener'in her maçına iddialaşıp
millete az mı yemek ısmarladık! ..

bir tek askerde ayrıldık,
bana bornova düştü, ona gelibolu.
döner dönmez evlendirdiler,
en büyük salaklığı da bu oldu! ..

bense hiç düşünmedim, zaten param yoktu.
hep tek tabanca gezdim.
benim beğendiğimi anam istemedi,
onun gösterdiğini ben sevmedim.

neyse, bunlar derin mevzu...
anlaşıldı, bu herif artık gelmeyecek.
ufaktan yol alayım
anam evde yalnız, şimdi merağından ölecek! ..

gittim, vurup kafayı yattım;
rüyamda gördüm, gülümseyerek geldiğini.
ne bilirdim, yolda kamyon çarpıp
hastaneye kavuşmadan can verdiğini! ..

vay be rıza! ..
sonunda sen de düşüp gittin azrail'in peşine!
dün, boşuna günahını almışım,
ne olur, kızma bu kardeşine!

öğlen kahvede söylediler, rıza öldü, dediler
ne kolay söylediler!
sanki dev bir taş ocağını
kökünden dinamitleyip üstüme devirdiler!

ah dostum... o kocaman gövdene
o beyaz kefeni nasıl kıyıp giydirdiler?
o zalim tabutun tahtalarını
senin üstüne nasıl böyle çivilediler?

yani sen şimdi gittin, yani yoksun,
yani bir daha olmayacak mısın?
yani bir daha borç vermeyecek,
bir daha bira ısmarlamayacak mısın?

peki, beni kim kızdıracak,
kim zar tutacak, kim ağzını şapırdatacak?
peki, beni bu köhne dünyada
senin anladığın kadar kim anlayacak?

ulan rıza... ne hayâllerimiz vardı oysa,
ne acayip şeyler yapacaktık...
totoyu bulunca dükkân açacak,
adını dostlar meyhanesi koyacaktık.

talih yüzümüze gülecekti be! ..
karıyı boşayıp sıfır mersedes alacaktık.
hafta sonu iki yavru kapıp
boğaz yolunda o biçim fiyaka atacaktık!

ah ulan rıza... bu mahallenin,
nesini beğenmedin de öte yere taşındın?
ara sıra gıcıklaşırdın ama inan ki,
benim en kıral arkadaşımdın! ..

ah ulan rıza... ben şimdi,
bu koca deryada tek başıma ne halt ederim?
senden ayrılacağımı sanma,
bir kaç güne kalmaz, ben de gelirim! ..

(bkz:yusuf hayaloglu)
aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum.
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
aysel git başımdan istemiyorum.

benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
benim için kirletme aydınlığını,
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

ıslığımı denesen hemen düşürürsün,
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim.
ya ölmek ustalığını kazanırsın,
ya korku biriktirmek yetisini.
acılarım iyice bol gelir sana,
sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
aysel git başımdan ben sana göre değilim.
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.

sevindiğim anda sen üzülürsün.
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş,
uzak yalnızlık limanlarına.
aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
sakın başka bir şey getirme aklına.
aysel git başımdan ben sana göre değilim,
ölümüm birden olacak seziyorum,
hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
aysel git başımdan seni seviyorum...

(bkz:atilla ilhan)
ne zaman şiir kelimesini duysam aklıma ilk gelen, nazım hikmet'in "dünyanın en tuhaf mahluku" adlı şiiri...
---------------------------------------------------------------
akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
ağaçlar çiçek açmış ,
ellerinde poğaca.
madem yüzme bilmiyordun,
neden çıktın ağaca.
- seni -
uzunca zamandır görmeyeli seni,
bir başka kadın, bir hoş olmuşsun.
kollarıma alıp da sarmayalı seni,
beyaz peynir gibiydin kaşar olmuşsun.

(bkz:mükremin yılmaz)
duydum ki bana darılmışsın
üzme beni arkadaşımsın
langur lungur , tarhana bulgur
bana gönül koyma , çay koy.
senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
birçok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil
birlesin,ey yollari kuran da birlesenler
birlesin itikatta imanda birlesenler
ayrilik yakismiyor bolunmek gunah size
birlesin ey secde i imanda birlesenler
abdurrahim karakoc
kutahya ulku ocaklari eski baskani abdullah bugra koclar a ithafen
sevmeyi bilmeyen zorlanıyo
sevmiyosa yolver zorlama yok
sevmeyene aşk bile zor geliyo
sevmek inan kalbe ilaç oluyo
adınız geçmiyor farkındasınız değilmi
tek bir şarkıda bile

nasıl kasabaların tek bir caddesi vardır mühim

gerisi ara sokak yalnızlıkları

kediler bile ıslık çalmadan geçer kaldırımları

bir otobüs geçer

'soğuk ve şehirler arası'

bir uykuda içindekiler...
ne kasaba karşılar otobüsü

ne muavin irkilir

kimse inmeyecektir çünkü

kimse binmeyecektir...

ben bu kapıyı araladımsa,
odayı anlatmak içindi.
bir sürü özlem girdi oysa.
erken koparılmış üzümler gibi.
araladımsa..
ben bu kapıyı açtımsa,
aralamayı anlatmak içindi.
o kapıdan şimdi çıkan,
gecikmiş bir sürü arayan,
açtımsa!
nasıldı oda desem şimdi,
ne vardı orada?
giren neydi, çıkan kimdi,
ne yoktu ardında?
olmayan kimdi?

özdemir asaf
  • /
  • 2
Gizlilik Politikası Kullanıcı Sözleşmesi ve Kullanım KoşullarıKütahya Halı Yıkama